‘Osmanlı’nın Son Savaşı / Turan Hayalinden Sevr’e’ isimli yeni kitabında, Erdoğan Aydın; 1. Dünya Savaşı içerisine, Osmanlı Devleti’nin, hangi şartlar muvazenesinde ve ne tür metotlar kullanılarak dâhil edildiğini; İttihat ve Terakki yöneticilerinin gerçek amaçlarının ne olduğu ve sonradan nasıl yön değiştirdiği gibi sıkça işlenen konulara, daha önce hiç denenmemiş bir bakış açısıyla yaklaşıyor ve ulaştığı çarpıcı sonuçları, okuyucuya sunuyor.

Son yıllarda, farklı tarihi alanlarda yazılmış olan birçok esere imza atan, ancak daha kıyıda köşede kalmayı yeğleyen, gazeteci – yazar Erdoğan Aydın; son kitabının okuyucular üzerinde uyandırdığı etki nedeniyle katıldığı televizyon programlarında, hem 1. Dünya Savaşı ve bu süreçte Osmanlı Devleti, hem de Osmanlı’nın klasik dönem, yayılma stratejileri üzerine yaptığı yorumlarla da dikkatleri üzerine çekiyor.

Araştırmacı kimliğine, yayınladığı eserler sebebiyle tarihçi yönünü de ekleyebileceğimiz Aydın’ın, geliştirmiş olduğu, nev-i şahsına münhasır objektif görüşleriyle, ‘tarihçi’ unvanını layıkıyla taşıdığı kanaatindeyim. ‘Objektif’ görüşlerinin altını çizdim; çünkü bir tarihçinin taşıması gereken, temel niteliklerin en başında yer alan, ancak ülkemizde, bazen en şöhretli tarihçilerin bile taraflı düşünce ve bakış açılarının dışına çıkamadığı örneklerin yanında, Aydın bu özelliğiyle sivriliyor.

Örnek vermek gerekirse; katıldığı son televizyon programında, temas ettiği birkaç konuya değinelim… Hepimizin övünç kaynağı olan ve gururla işlenen, Osmanlı Devleti’nin yükseliş dönemi üzerine değerlendirmeler yapan Aydın; savaşın asla keyifli bir olgu olmadığı, özellikle iki taraf için de olumlu sonuçlar doğurmasının imkânsız olduğundan bahsetti. Günümüzde dahi Amerika Birleşik Devletleri’nin, sürekli olarak kendisi için değil, ‘işgal’ etmek üzere olduğu ülkelerin menfaati (!) için, genellikle de onlara ‘demokrasi’ götürmek (!) için başlattığı birçok operasyonun, bu anlamda savaş sebebi olarak gösterildiği gibi (bu benzetme bana ait), geçmişte de işlerin, aşağı yukarı bu şekilde yürütüldüğünü ifade etti. Osmanlı Devleti’nin klasik döneminde yapılan ve neredeyse tamamının bizim zaferlerimizle sonuçlanması nedeniyle, üzerimizde uyandırdığı hayranlığa dayalı olarak, bu savaşların kaçınılmaz olduğu ve bizim her halükarda haklı olduğumuz düşüncesi de bu yanlış ön kabuller türüne bir örnek.

Aydın’a göre, söz konusu dönem içerisinde, Osmanlı Devleti’nin yaptığı, zaferlerle sonuçlanan ve bizler tarafından da gururla karşılanan bu savaşların tamamı ‘istila’ yani yayılma amaçlı savaşlardır. Bana göre de; Osmanlı Devleti de bugün olduğu gibi, o seferlere çıkmadan önce kendisine sağlam dayanaklar bulmuş, iç ve dış kamuoyuna bu gerekçeleri sunmuş ve bir anlamda savaşları ‘meşru’ hale getirmiştir. Hatta Aydın’ın açıklamalarına ek olarak, özellikle geçerli maddi sebeplerin bulunamaması durumunda, çoğunlukla bu fetih hareketlerine dini bir misyon yüklendiğini, gaza ve cihat kisvesine büründürüldüğünü de söyleyebiliriz.

1. Dünya Savaşı ve Osmanlı Devleti’nin savaşa dâhil olma sebebi hakkında ise genel kabul görmüş olan Enver Paşa ve aşırı Alman hayranlığının neden olduğu görüşünü tekrarlayan Aydın; sonrasında yine sıra dışı görüşler belirtiyor. Bu Alman hayranlığının, sırf onlar istedikleri için savaşa girilmesine neden olduğu değil, Almanya’nın savaşın mutlak galibi olacağı inancından hareketle, tamamen kendi menfaatlerimiz ümidiyle savaşa girildiğini ima eden Aydın, gerekçe olarak da şu iddiaları sıralıyor:

Osmanlı belgelerine dayanarak, Enver Paşa’nın, Orta Asya’dan Çin Seddi’ne kadar uzanan coğrafyada yer alan, tüm Türk kütlelerinin tek bayrak altında toplanması amacıyla harekete geçtiğini, bu savaşı bir fırsat bildiğini ve yine bu vesileyle, hem Avrupa ülkelerinin sömürgelerini onlardan koparmak (bu, kendi yorumum), hem de ‘Turan’ı Osmanlı çatısı altında gerçekleştirmek olduğu kesinlik kazanmıştır.

Ancak Sarıkamış felaketi, bu hayali daha temelini bile atamadan bitirmiş; Enver Paşa ise idealleri uğruna, yeri geldiğinde tek başına kalmış, mücadelesini hiç bırakmasa da bu yolda can vermiştir. Enver Paşa’nın, bugün toplumuzda, idealist bir yurtsever olarak tanınmakta olduğu, ancak bunun da zihinlerimizde oluşan bir yanılgıdan ibaret olduğu, gerçekte Enver Paşa’nın bu imajın çok dışında tasavvur edilmesi gerektiğini iddia eden Aydın; yanlış hesaplamalarla Osmanlı Devleti’ni bu savaşa dâhil eden Enver Paşa’nın, bu en temel hatasının yanı sıra birçok suçu olduğu görüşünü savunuyor. Bunun, doksan bin Türk askerinin donarak ölümüyle sonuçlan, Sarıkamış faciasıyla da kalmadığını; bu harekâta dayalı olarak, sıkışan ve panikleyen Rusya’nın, müttefiki Avrupa devletlerini sıkıştırması ve tetiklemesi sonucu, Rusya’yı rahatlatmak ve kestirme bir sonuca ulaşmak amacıyla, Çanakkale Cephesi’nin açılmasına neden olduğu, yüz binlerin de burada kaybedildiği ve Devletin geriye kalan tüm gücünün bu cepheye akıtıldığını vurguluyor.

Bu görüşlerin, çok büyük bir kısmına katılmakla beraber, tüm yaşananların müsebbibi olarak, tek bir kişi gösterilebilir mi sorusunu sormadan da geçemiyoruz doğrusu… Çünkü takdir edersiniz ki; tarihi olayları tenkit ederken, fertlerin yanı sıra toplumsal etkenleri ve bunların itici gücünü de göz önünde bulundurmak gerekir. Aksi takdirde, öne sürülen görüşler, bilimsellikten uzaklaşır.

Genel bir değerlendirme yapacak olursak, yazının başında belirttiğim üzere, objektif bakış açısı, özgün fikirleri ve orijinal ifadeleri ile Erdoğan Aydın, eserleri vasıtası ile tarihe gönül vermiş olanların ufkunu açacak ve okuyucularını da fikir üretme sahasına çekecek bir cazibeye sahip. Fikirlerini herkes benimsemek zorunda değil, ama niteliklerinin tüm tarihçilere örnek olması umuduyla…

Yazan Sefa Yapıcıoğlu

Şimdiki Zaman Gözlemcisi, Tarih Kreatörü, İmkânsızın Fotoğrafçısı.